Doğadaki En Vahşi Hayat
MERHABAYLA ELVEDA ARASINDAKİ ZAMAN - Blogcu



MERHABAYLA ELVEDA ARASINDAKİ ZAMAN

• 1/12/2006 - Hayallerle Yaşamak

Herkesin bir hayali, yapmayı çok istediği bir şey yada çok şey vardır. Yoksa bile bir gün bir şeylerin olacağını ve hayatının değişeceğine inanır. Bunu yapacak olan şeyin ne olduğunu bilmese de, bunun için herhangi bir çaba göstermese de ona en berbat durumda hayatı yaşanır kılan bir umudu vardır.

 

Biz ölmeyi göze aldıkta, yanımızda kimi götüreceğimize karar veremedik diyordu Çakır, Kurtlar Vadisinin bir bölümünde. Kesin son olan ölüm bile içinde sürprizler barındırabiliyor demek ki. Ölüme giderken bile yapılması gerekenler varken, düşünün yaşamak için neler yapılabilir yada yapılması gerekir.

 

Hayallerle yaşamak ve bu hayaller için çabalamak aslında herkesin yapması gereken bir şey. Tabi yapabilmek lazım bunu. Bazen bir hayalin gerçekleşmesi gerçekleşmemesinden daha kötü sonuçlara yol açabilir. Belki de hayallerin gerçekleşmemesi gerekiyor. Esasında yanında kimi götürmek değil mesele. En güzeli o hayali yapabilecek gerçekleştirebilecek imkanlarda olmak ve her an her şeyi bırakıp gidebilecek durumda olmak. Emekliliği dolmuş birinin hiç kimseyi takmadan çalışması, Verilen zor bir işi zamanından çok önce bitirip de yan gelip yatan biri gibi olmak.

 

Simyacıyı okuyanlar bilir. Orda bir bölümde tek hayali bir gün çok zengin olup da Hacca gitmek isteyen birinden bahseder. Eskiden çok fakir olup da sonraları zengin bir tüccar olan birisi. Durumu çok iyi olmasına hatta yanında 100 kişiyi bile götürecek kadar zengin olmasına rağmen Hacca gitmemektedir. Çünkü farkındadır hayatındaki en büyük hayalini gerçekleştirdiği anda, onu hayata bağlayacak bir şey kalmayacaktır. Yeni bir hayal içinde artık çok geçtir.

 

Hayaller sınırsız olmalı, bitip tükenmek bilmemeli ve imkansız olmalı bazıları ama bunun içinde insanın hayal gücünün gerçekten güçlü olması gerekir. Bazen sorarım tanıdıklarıma ne istersin hayatta çoğunluk; ağrısız başım, kaygısız aşım havalarında, kimi şöyle arabam olsun, böyle evim olsun, eşim, yuvam, çocuklarım olsun şu olsun bu olsun falan filan. Hayallerimiz bile gerçek dünyada bizimle birlikte. Gerçek hayata o kadar kaptırmışız ki kendimizi hayal bile kuramıyoruz.

 

Adamın biri yan gelip yatıyormuş. Demişler ki; be adam nie yan gelip yatıyosun;

-        Ne yapayım. Demiş.

-        Kalk çalış çabala. Bi şeyler yap.

-        İyide nolcak öyle yapsam. Demiş bizimki.

-        İşte çok paran olur.

-        Ee

-        Evin olur. Araban olur

-        Ee

-        Evlenirsin

-        Ee

-        Yuvan olur. Çocukların olur.

-        Ee

-        Rahat edersin işte. Yan gelip yatarsın

Gülmüş bizimki;

-        Ben zaten yan gelip yatıyorum ki.

 

 

Hayatta istediğimiz bütün hayallerinizin gerçekleşmesi ve hiç bir zaman hayalsiz kalmamanız dileğiyle...

 

SAGESSE :) 01.12.2006

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/11/2006 - ALTIN SAÇLI KIZ (Yaşanmış Olağanüstü bir Aşk)

     Geldiğim yerde ki şu anda buraya çok uzak. Hani kızılderililerin kutsal kabul ettikleri böle esrarlı, korkulan, ruhların dolaştığına falan inanılan yerler olur ya, o kadarda olmasada herkesin gitmeye çekindiği, gizemli ve üzerine birçok esrarlı hikaye anlatılan ama pek konuşulmayan bi yer vardı. Yüksek bir dağın kuzey yamacında büyük meşe ağaçlarının ve hiçbiyerde görülemeyecek türden şekilli kayaların olduğu, güneşli bir günde bile kasvetli ve karanlık bi yer. En büyük amcamın başından geçmiş bir olay var ki ben onu hiç görmedim. ve ondan sonra orası orda yaşayanlar için gerçekten dünya dışı varlıklara ait bi yer olarak kabul edilmiş.

 

      1960-1970 li yıllar arasında olduğunu tahmin ediyorum anlatanlardan duyduğum kadarıyla. İlk önce güttüğü hayvanların peşinden giden bir çoban görüo ve koşarak gelip ahaliye anlatıo, sonra Keklik avından dönen iki avcı ve daha sonraları başkaları hepsinin de gördüğü hemen hemen aynı;

 

     Akşama doğru güneş tam battıktan hemen sonra önünde iki büyük meşe ağacının bulunduğu kayanın (dümdüz duvar gibidir kayanın o yüzü). önünden bir ışık belirio ve ışığın içinden upuzun altın sarısı saçları güneş gibi parlayan bembeyaz tül gibi uçuşan bi elbise giymiş tarifi imkansız güzellikte bir kadın çıkıo ve sanki ayakları hiç yere değmiomuş gibi böyle kayarak süzülerek dağa doğru gidip sık ağaçların kapladığı iki yanı yüksek uçurum olan vadinin içinde kayboluo.

 

      Herkesin dilinde dolaşan bu hikaye büyük amcamın kulağına da gidio tabi. amcam o zamanlarda 30 yaşında falan, ailece o yörenin varlıklı da bi ailesinden, iyi at binen, yakışıklı, güçlü kuvvetli biri. evli ve 3 çocuğu var bi taneside yolda. yani eşi hamile. Gidip bakıcam diyo, olmaz diolar ne işin var. Ne babam ne eşi ne diğer kardeşleri falan hiçbiri durduramıo onu dediğim dedik birisi yani.

 

     Atına atlayıp gidio ve akşam karanlık bastıktan sonra dönüo. soruolar ne gördün die. hiçbişi dio ve kimseye bişi sölemio. o günden sonra her akşam hava kararmaya doğru türlü bahanelerle atıyla çıkıp hava karardıktan sonra geri dönüo. Ama günden güne suskunlaşıp kendi kabuğuna da çekiliomuş. O yerinde duramayan adam kimseyle konuşmaz yemez içmez olmuş.

 

     Derken bi gün babam takip etmeye karar vermiş ve ardına düşmüş. Ve amcamın o herkesin bahsettiği kadınla kayanın önünde oturduklarını görmüş. İkiside diz çökmüş ve elele tutuşmuş bi şekilde etraflarında mavi bi ışık birbirlerine bakıyolarmış tek kelime etmeden ve hareket etmeden ölece bakıolarmış. Babam çok korkmuş o an tabi napcanı şaşırmış. Abisine bişey yapıo sanmış. Çekmiş silahı Ağbiiii die bağırarak havaya sıkmış. Kadın amcamı bırakıp uzaklaşmaya başlamış. Amcam babama neden geldin git die bağırırken bi yandanda kadına gitme dur beni bekle daha gitme zamanın gelmedi die bağırıp ardına düşmüş. Babamda bunların ardından koşmuş zaten orda gidebilcekleri bi yer yok  her tarafı kapalı vadi dimdik uçurum tırmanıp çıkmak aşmak mümkün diil. Tek kaçabilecekleri yerde de babam var. Ama yok olmuşlardı. Bütün aramalarına bağırmalarına rağmen ne kadından ne de amcamdan bi işaret bi iz bulamamış. Sadece Amcamın meşe ağaçlarından birine bağladığı atı var. Babam çaresiz bari atı çözüp götüreyim dio ama atı çözer çözmez oda kadınla amcamın sır olduğu yere doğru koşuo. Babam peşine düşüo ve atı vadinin bitimi olan yerdeki dik kayaların önünde yakalıo. At delirmiş sanki kayanın içinden geçecek gibi şaha kalkıo ve zaptedemio hayvanı babam.

 

      Köye dönüo babam ve herkese olanları anlatıo. Gidio bütün köylü ama zaten hava karanlık onlarda hiç bi ize rastlayamıolar. Atı da zorla alıp getiriolar kapatıolar. Sabah olunca bi bakıolar at yok çiti kırmış kaçmış. Gidip bakıolar hala kayanın önünde deli gibi bi o yana bi bu yana atlıo. Çaresiz bırakıolar onu orda.

 

     Olay resmi kayıtlarda kayıp kişi vakası olarak geçti. Başka bi kadınla muhtemel yaşanmış aşk ve ardından birlikte kaçma olarak. Ama orda herkes Amcamın sır olduğunu o kadının peşinden o kayanın içinde kaybolduğuna inanır. Amcamın atına noldu die sordum babama. O atı bi türlü geri getirememişler hep kaçıp oraya gidiomuş. Sonraları bi gün sesi gelmez olmuş vadiden. Gidip bakmışlar. O amcamın kadınla birlikte sır olduğu kayanın önünde sadece eğeri duruyomuş. Ve o eğer hala durur bizde. En son tavan arasında asılı görmüştüm memlekete gittiğimde.

 

       Memlekete gidince fırsat bulduğumda o büyük amcamın sır olduğu yere giderim bazen. O iki meşe ağacına bakıp o sır oldukları yere kadar yürürüm. Acaba derim gerçekten sırmı oldular yoksa başka bişey mi. Ve onların bi yerlerde yine elele dizdize oturduklarını ve birbirlerine baktıklarını hayal ederim.  

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Önemli olan ne gökyüzünün genişliği ne de gökkuşağının ne kadar renkli olduğu değil. Önemli olan merhabayla elveda arasında geçen zamanın güzelliğidir.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

Arkadaşlar

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Son Sayfa |